Akılcı Antibiyotik Kullanımı

Akılcı Antibiyotik Kullanımı

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serhan Sakarya; enfeksiyonu mikroorganizmaya karşı konak yanıtının gelişmesi durumu;enfeksiyon hastalığı ise bu yanıt sonucunda ortaya çıkan bulgular olarak tanımladı ve akılcı antibiyotik kullanımı hakkında bilgi verdi.

 

Prof. Dr. Serhan Sakarya, “Dünyanın tarihine bakıldığında ilk 3,8 milyar yıl önce canlı oluşumu ile ortaya çıkan basit canlılardan (prokaryot) mikroorganizmalar, daha sonra yüksek organizmalar(ökaryot)510 milyon yıl önce balıklar ile suda ve daha sonra karada memelilerinde var oluşu ile devam ederek 1 milyon yıl önce ilk insan bu gezegende var olmaları ile birlikte mikroorganizmalarla üstün canlılar arasında bazen simbiyotik, bazen patojenik bazen de kommensal olarak tanımladığımız ilişki başladı.” sözleriyle mikroorganizmalardan başlayarak üstün canlıların ortaya çıkışı hakkında bilgi verdi.

 

 Genetik analizlere göre, dünyada 120000 üzerinde ve beklenen 1012 farklı mikroorganizma türünden sadece 1400 türünün (%1>)insanda hastalık oluşturduğunu belirten Sakarya, “Mikroorganizmalarla memelilerin arasında patojen ilişkiden daha çok simbiyotik ve kommensal bir ilişkide bulunduğu görülmektedir. Günümüzde yapılan çalışmalar göstermektedir ki mikroorganizmalarla simbiyotik ve kommensal ilişki olmasa insanların sağlıklı yaşamı mümkün olmayacaktır. Daha önce flora, günümüzde mikrobiyota olarak tanımlanan mikroorganizma toplulukları sayesinde ihtiyacımız olan birçok maddenin sentezi yapılırken konağın savunma sisteminin düzenlenerek enfeksiyonlardan, allerji, atopi ve hatta kanserlere karşı korunmada etkili olduğu artık günümüzde iyi bilinmektedir.” sözleriyle mikroorganizmalar ve insanlar arasındaki ilişki hakkında bilgi verdi.
 

Mikroorganizmalarla insan arasında ilişkinin olumlu yanlarına rağmen mikroorganizmaların birçok ölümcül hastalığında nedeni olarak karşımıza çıktığını belirten Sakarya,  tarih boyunca birçok medeniyetin enfeksiyon hastalıkları nedeniyle yok olduğunu,  insanların yaşamı için önemli bir paydaşı olan mikroorganizmaların aynı zamanda insanların ölümü içinde önemli bir faktör olduğunu ifade etti ve “Mikroorganizmaların toplum içinde kolay yayılma özelliği göz önünde bulundurulduğunda enfeksiyon hastalıkları kişinin kendi hastalığı olmaktan daha çok toplumsal bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle mikroorganizma ile konak arasındaki ilişkiyi iyi bilinmelidir.” dedi.

 

Konak yanıtının doğal ve edinsel olmak üzere iki bölümden oluştuğunu belirten Sakarya, “Mikroorganizmalarla içiçe yaşıyorsak ve her an enfekte olma riskine sahipsek, mikroorganizmalar ile karşılaşıldığında anında cevap veren bir korunma mekanizması olmalı. Bu durum bizim bağışık yanıtımızın ne kadar güçlü olduğu ile alakalı olabildiği gibi mevcut mikroorganizmanın virülans faktör dediğimiz hastalık yapıcı özelliği ile de çok alakalıdır. Mikroorganizmanın konakdaenfeksiyon oluşturması da işte bu virülans faktörlerin miktarına bağlıdır. Virülans faktörler, mikroorganizmanın konağı yapışmasını sağlayan adhezinler,konak yanıtını harekete geçiren bir takım toksinler ve mikroorganizma yapıları gibi elemanlar ve mikroorganizmanın ortama uyumunu sağlayan ve çevre faktörlerden koruyan fimbria, pili ve biyofilm gibi birtakım yapılardan oluşmaktadır.” dedi.

 

Sakarya, mikroorganizmalara karşı ilk tedavi ajanı olan penisilinin 1940'larda kullanılmaya başlandığını belirtti ve  “Antibiyotiklerin mikroorganizmalar üzerine etki mekanizmalarına bakıldığında duvarına etkileyerek, duvarını yapısının bozarak, membran üzerine etki aracılığıyla membran yapısının bozarak, mikroorganizmanın DNA ve protein sentezini veya metabolizmasındaki etki mekanizmaları üzerine etki ile mikroorganizmanın yaşamsal aktivitesini yok ederek göstermektedir.” dedi. Ayrıca; günümüze kadar birçok antibiyotiğin tanımlandığını  fakat gelişen direnç nedeniyle artık çoğunun kullanılmadığını, bu durumun mikroorganizmanın, yaşamını tehdit eden birçok faktöre karşı direnç geliştirebilme özelliğine sahip olduğunu ve antibiyotik direncinin de bunlardan en önemlisi olduğunu sözlerine ekledi.

 

Mikroorganizmaların antibiyotiklerin hedeflere yönelik tehditleri algılayarak o bölgelerde oluşturdukları birtakım modifikasyonlar aracılığıyla antibiyotiklere direnç oluşturduğunu, bu direncin mekanizmalarının çoğu mikroorganizma tarafından dışarıdan dirençli mikroorganizma genleri farklı şekilde transfer edilerek kazanıldığını, bunun da çok önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmakta olup enfeksiyon hastalıkların tedavisinde antibiyotiklerin akılcı kullanımını zorunlu kıldığını vurgulayan Sakarya, “Günümüzde halen kullanılmakta olan antibiyotiklere dirençli mikroorganizmalara sıklıkla karşılaşılmakta ve bu mikroorganizmalar ile enfeksiyon sonucunda hastalar kaybedilmektedir.” dedi. 

 

Tüm bu sorunların günümüzde insanların antibiyotik kullanımında bilinçlendirilmesi zorunluluğunu ortaya çıkardığını, öncelikle bazı riskli koşullar dışında enfeksiyon oluşumunu engellemek için antibiyotik kullanımı gibi bir kavramın bilimsellikten uzak ve kesinlikle yapılmaması gereken bir davranış olduğunu vurgulayan Sakarya, enfeksiyon etkenlerinin virüs, mantar, bakteri ve parazitler olduğunu, oluşan enfeksiyonun etkeninin hangisi olduğunun antibiyotik kullanımına yön verecek en önemli nokta olduğunu sözlerine ekledi.

 

Virüsler ile oluşan enfeksiyonların özellikle çocukluk döneminde daha sık olmak üzere insanın her döneminde karşılaşılan enfeksiyon etkenleri olduğunu ve klinik olarak ciddi enfeksiyon bulguları göstermesine karşın çoğunda antibiyotik kullanımının gereksiz olduğunu aktaran Sakarya, “Hangi etkenle enfeksiyon gelişirse gelişsin, konağın savunma cevabı küçük bir destek tedavisi ile enfeksiyonu sonlandırabilme yeteneğine sahiptir. Örneğin ishallerde etken bakteriler ile bile olsa iyi bir ağızdan dengeli elektrolit solüsyonu, diyet ve florayı düzeltecek takviyeler enfeksiyonun antibiyotik kullanmadan tedavi edilmesini sağlayacaktır.” dedi.

 

Antibiyotik kullanımının esasının mikroorganizmayı konak yanıtı tarafından yok edilebilecek miktara getirmek, mikroorganizmanın hepsini öldürmek için olmadığını, antibiyotik kullanımı sırasında konakta yerleşik olarak yaşayan birçok faydalı mikroorganizmanın öldürüldüğünü belirten Sakarya, “Mikroorganizmanın yaşamını tehdit eden bir uygulama olması nedeniyle mikroorganizma bu antibiyotiğe karşı direnç geliştirme mekanizmalarını her karşılaştığında çalıştırmakta ve direnç geliştirmektedir. Bu nedenle antibiyotiği kullanma kararı alınmışsa en etkin dozu en kısa sürede kullanarak mikroorganizmalarla savaşılmalıdır.” dedi. 

 

Sakarya, günümüzde hayvan yetiştiriciliğinde ve tedavisinde insanda kullanılan antibiyotiğin katlarca fazlasının kullanıldığını belirtti ve “Tüm kullanılan antibiyotikler karaciğer ve/veya böbreklerde metabolize edilerek aktif maddeleri dışkı ve idrar yoluyla atılarak toprak ve suya karışmaktadır. Bu suların ve su ile sulanarak yetiştirilen bitkilerin ve hayvan ürünlerinin kullanımı sonucunda devamlı alınan düşük dozda antibiyotik metabolitleri direncin gelişmesinde önemli faktörlerdendir.” dedi.

 

Prof. Dr. Serhan Sakarya, antibiyotiklerin uygun ortamlarda kullanılmadığında, biryandan, floradaki yararlı bakterileri yok ederek konağın ihtiyacı olan maddelerden savunma sisteminin düzenlenmesine kadar ciddi eksiklikler oluştururken diğer yandan mikroorganizmaların direnç geliştirmesine neden olması nedeniyle günümüzde bir kanser kemoterapisinde kullanılan ajanlar kadar dikkatli seçilmesi ve kullanılması gereken ajanlardan olduğunu vurguladı ve “Ülkemizde antibiyotik kullanımı diğer dünya ülkeleri ile karşılaştırıldığında en fazla kullanımda 1. sıradayer alması ve enfeksiyon oluşturan etkenlerin direnç oranları ile paralellik göstermesi antibiyotiğin akılcı kullanılmadığında karşılaşabileceğimiz sorunların en önemli göstergesi olup sağlıklı bir nesil için akılcı antibiyotik kullanımı mutlak gerekliliktir.” sözleriyle açıklamalarına son verdi.

 

Pnömoni (Zatürre) Nedir?

Pnömoni (Zatürre) Nedir?

Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Şule Taş Gülen, tıp dilinde Pnömoni halk arasın...
Detay
Kadın Hastalıkları ve Doğum Alanında Laparoskopinin Kullanımı

Kadın Hastalıkları ve Doğum Alanında Laparoskopinin Kullanımı

  Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Aktuğ Ertekin, laparoskopinin son yıllarda tıbbın bir&cced...
Detay
Parkinson Hastalığının Tanımı, Korunma Yolları ve Tedavisi

Parkinson Hastalığının Tanımı, Korunma Yolları ve Tedavisi

Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Akyol, Parkinson Hastalığı Günü dolayısıyla Parkinson hastalığın...
Detay
Kalp Sağlığını Korumak İçin Neler Yapılmalıdır?

Kalp Sağlığını Korumak İçin Neler Yapılmalıdır?

Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ceyhun Ceyhan her yıl Nisan aynın ikinci haftasında gerçekleştirilen Kalp ...
Detay
Kanser Nedir? Tarama Programları Nelerdir?

Kanser Nedir? Tarama Programları Nelerdir?

Onkoloji Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Özlem Oltulu, kanseri bazı etkilerle değişime uğramış hücrelerin, g...
Detay
Gebeliğin İntrahepatik Kolestazı

Gebeliğin İntrahepatik Kolestazı

Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Meryem Eken, gebeliğin intrahepatik kolestazı (GİK) ola...
Detay
Çocukları Cinsel İstismardan Korumak

Çocukları Cinsel İstismardan Korumak

Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç.Dr. Sevcan Karakoç ...
Detay
Erektil Disfonksiyon (İktidarsızlık, Sertleşme Problemi)

Erektil Disfonksiyon (İktidarsızlık, Sertleşme Problemi)

Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Erhan Ateş, halk arasında iktidarsızlık tıp dilinde i...
Detay
Diğer Başlıklar